24 Mart 2009 Salı

Formanın Turşusu

Maçlardan sonra klasikleşen ve futbolcular arasındaki arkadaşlığın pekişmesini sağladığına inandığım, yaşlandıklarında anlatacakları anılarını süsleyecek olan formaların değiştirilmesi muhabbeti çok güzel bir olay. Ama bazıları var ki bunu bile çirkefleştirebiliyorlar. İşte onlardan biri. Zaten saha içinde ve dışında kendisinin bu hareketlerine alıştık artık. Formasının turşusunu* kursun. Hayır anlamıyorum ben bu tarz futbolcuları. Sanki sen nereden geldin? 2-3 milyon kazanınca padişahın torunu mu ilan ediyorsun kendini. Sahanın yıldızı ol, formam değerli değişemem de belki anlarım. Ki bu şekilde sahanın yıldızı olmayı bırak çamuru bile olamazsın.

Vucko'yu ise yakından tanıyorum. Çok alçak gönüllü, iyi bir insan. İlk gördüğümde bundan sonra değer verilecek formaları istemesini söyleceğim.

*Formanın turşusu için terletilmesi şarttır. Tuz oranı az ise turşu olmaz. Yazık formanın turşusu bile olmayacak.

Not: "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Mustafa Kemal Atatürk

23 Mart 2009 Pazartesi

Kazanma Hırsı

Dün akşam maçta olduğumdan ancak kendime gelebildim. Takımın karşılanması, idmana gidilmesi ve yorucu bir ÜDS sınavı sınrasında Kasımpaşa maçının son dakikalarına yetişip, ardından Ali Sami Yen'e giderek yağmur altında 90 dk. takımını desteklemek hiç de kolay değil. Maçın sonucu yorgunluğumuzu bir nebze olsun dindirdi.

Eskişehirspor taraftarına ayrılan bölümü maçtan yaklaşık 1,5 saat önce doldurduk. Galatasaray taraftarında maç öncesi kazanma inancını göremedim. Biz maç öncesi tribün olarak inancımızı futbolcularımıza yansıttık. Zaten bir hafta boyunca yanlarında olduğumuzu her fırsatta göstermiştik. Maçın başlamasına yakın, önceden hazırladığımız kareografiyi yağmurun bayrağımızı ve şeritlerimizi ağırlaştırmasına rağmen büyük bir özveri ile gerçekleştirdik. Kendimi bir an İtalya'daki bir maçta açılan bayrağın altındaki bir taraftar zannetim.

Polonya'dan Erasmus programı ile Anadolu Üniversite'sine gelen ve hiç bir maçta Eskişehirspor'u yalnız bırakmayan Polonyalı 5 taraftarımıza da Ali Sami Yen'e kadar gelerek destek oldukları için ayrıca teşekkür ederim.

Maçı kısaca yorumlayacak olursak:
Her iki taraf da ilk yarı etkili olamasa da mücadele anlamında Eskişehirspor'un üstün olduğunu söyleyebilirim. Taraftarlarımız zaman zaman Galatasaray tribünlerini bastırdı. İkinci yarı kırmızı karta kadar maç aynı şekilde devam etti. Nadarevic'in kırmızı kart görmesiyle birden takım ateşlendi. Rıza Çalımbay Batuhan'ın yerine Vucko'yu alıp Galatasaray'ın üzerimize gelmesini ve yakaladığımız kontra atak fırsatlarını Youla ve Engin ile değerlendirebileceğimizi düşündü. Rıza Hoca'nın bu düşüncesi gerçekten bizi sonuca götüren en önemli faktördü. 10 kişi kalan Eskişehirspor inanılmaz bir mücadele örneği gösterdi ve zaman zaman Galatasaray'dan çok daha üstün oynamamızı sağladı. 10 kişi kalmamız yetmezmiş gibi bir de Engin Baytar'ın sakatlanıp saha kenarına taşınması ile sahada 9 kişi kaldık. Tam bu anda Doğa'nın soldan getirip Youla'ya verdiği pas, Youla'nın plase vuruşu sonrasında golle sonuçlanınca Ali Sami Yen Eskişehirspor taraftarının muhteşem tezahüratlarıyla inledi adeta. Golden maç bitimine kadar Galatasaray tribünleri susmuş, sadece maçı izlemeye başlamıştı. Geçen hafta kendi kalesine iki gol atarak bir ilki gerçekleştiren ve herkesi şaşkına çeviren Eskişehirspor bu kez de 9 kişi kalmasına rağmen ortaya koyduğu kazanma hırsı ile yine herkesi şaşkına çevirmişti.

25. hafta sonunda topladığımız puanların beşte birini Galatasaray karşısında kazanacağımız sezon başında söylense kimse inanmazdı herhalde. Bir takımda bu kazanma hırsı olduğu sürece olumlu anlamda ne derlerse inanacaksınız.

Batuhan vs Ivesa

Batuhan boyunu uzatmana gerek yoktu. Hepimiz biliyoruz Ivesa'dan kısa olduğunu :)

Söze Ne Hacet

Galatasaray - Eskişehirspor (0-1) maçında Eskişehirspor tribününden bir kare...

21 Mart 2009 Cumartesi

Esesim idmanda, BKŞ orada!

Galatasaray maçı için İstanbul'daki idamanında taraftarlar olarak yalnız bırakmadık takımımızı. Takımın neşesi ve moralinin yüksek olması, yarınki maç için bizleri de sevindirdi. Yarın akşam Ali Sami Yen stadyumunda taraftarlar olarak her zamanki yerimizi alacağız ve takımımızı yalnız bırakmayacağız.


Yüzümüz Her Daim Gülsün!

20 Mart 2009 Cuma

Esesime Karşılama

Boğazın Kırmızı Şimşekleri olarak Galatasaray maçı için İstanbul'a gelen takımımızı karşıladık. Menajerimiz Kerem Atılmaz ile kısa bir görüşme gerçekleştirdik. Futbolcularımızın bu maç için kendilerine güvenlerinin tam olduğunu ve sahaya her maçta olduğu gibi kazanmak için çıkacaklarını söyledi. Bu organizasyona gelerek renk katan herkese sonsuz teşekkürler.



19 Mart 2009 Perşembe

Bir Minibüs Hatırası

İki sezon önce Olipmiyat Stadyum'undaki İBB maçına gitmek için bir minibüs tuttuk. Minibüs Eminönü'den hareket etti. Şoförümüzün değişik bir kişiliğe sahip olduğunu araca bindiğimiz anda anlamıştım. Yaklaşık 14-15 kişilik bir gruptuk. Bestelerimizle yolculuğumuz başladı. Minibüsün her yerini bayraklarımızla, atkılarımızla, pankartlarımızla süslemiştik. Minibüs tam anlamıyla siyah-kırmızı olmuştu. Yol üzerinde özel araçları ile maça giden taraftarlarımızın kornaları ve karşlılıklı tezahüratlarımız hala kulaklarımda.

Tam stadyuma gelmek üzereydik ki şoförden tarihe geçecek bir soru geldi:

-Siz 18 kişilik kadroyu dolduramadınız mı? Nasıl çıkacaksınız maça?

Hepimiz donmuş kalmış, ne cevap vereceğimizi şaşırmıştık. Üzerimizdeki şaşkınlığı attıktan sonra Eskişehirspor taraftarları olduğumuzu, İBB ile oynanacak maça futbolcu olarak değil taraftar olarak gittiğimizi söyledik. Kalan yolda özet de olsa Eskişehirspor'u anlattık. Herhalde bundan sonra formalı bir taraftarımızı gördüğünde futbolcu musun diye sormaz.

Bu hikaye komik ve bir o kadar da düşündürücüdür. Tarihi başarılarla dolu bir kulübü orta yaşlardaki bir insan nasıl olur da bilemez? O zamanlarda 1. ligde mücadele ediyorduk. Umarım alt liglere düşüp hatırlardan silinmeyiz yeniden.

18 Mart 2009 Çarşamba

Başarılar!

Bu hafta sonu karşılaşacağımız Galatasaray, yarın UEFA kupasında Hamburger ile ikinci maçına çıkıyor. Her ne kadar rakibimiz olsa da, Avrupa arenasında bu sene Türkiye'yi temsil eden tek takım olarak kalması ve Türkiye'de oynanacak UEFA finalinin de önemi göz önünde bulundurulursa, Galatasaray'ın bu yolda başarılı olmasını gönülden diliyoruz.

Hafta sonu oynanacak maçta, rakibimiz taraftarlarının da centilmenlik dahilinde hareket edeceklerinden kaygımız yok. İki haftadır şanssız mağlubiyetler aldıktan sonra, bu maçın öneminin arttığını hepimiz biliyoruz. Bizim için çok kritik olan bu maçta Eskişehir'den de taraftarlarımızın takımımızı yalnız bırakmayacağından şüphemiz yok.

17 Mart 2009 Salı

Merhaba

Öncelikle bu ilk yazım vesilesiyle genel bir yazı yazmak istedim ve arşivime bakarken 2 yıldan biraz fazla zaman önce yazdığım basit bir yazıyı buldum. İlk yazı olarak onu sizlerle paylaşmak bir fikir vermek açsından uygun olur diye düşündüm. Tabi biraz da renk kattım .

Bildiğiniz üzere artık dünya gibi futbol da globalleşiyor ve endüstriyelleşiyor. Eskiden sadece bir takım ve seyirci sporu olan futbol, artık bir sanayi kolu. Futbolcular ağır sanayi işçisi, taraftarlar da müşteri.

Tüm dünya genelinde futbol her ne kadar istemesek de bu hali almışken, yani artık futbol sadece futbol değilken, sizin de düzene karşı gelemiyorsanız (ki bu mümkün de değil artık) düzene uymanız gerek. Yaşamak, hayatta kalabilmek için evrimleşmek gerek (yazar burada şu sıra gündemdeki evrim teorisi tartışmalarına göndermede bulunmuş).

Futbol da bu evrimini endüstriyelleşerek sürdürüyor. Bu evrimden haliyle kulüpler de payını alıyor. Her geçen gün kulüplerden istenenler artarken rekabet şartları ve aradaki uçurum da derinleşiyor. O kadar ki, futbolun oluş amaçlarından olan seyirciye bile endüstriyel futbolda artık gerek duyulmuyor, yeter ki sahip çıkanınız, paranız olsun (Ankaraspor ve İ.M.Gökçek hakkındaki sayıştay kararı vurgulanmış) .

Hal böyle iken, yani rakipleriniz endüstriyelleşirken, sizin de onlarla mücadele etmek için bu yarışa katılmanız gerekiyor. Endüstriyelleşmek artık kaçınılmaz, mutlak son. Parası olan, gücü olan emperyalist dünyada olduğu gibi endüstriyel futbol dünyasında da güçlü.

Durum bu. Dışarda kalamayacağınıza göre, ne kadar çabuk bu sisteme entegre oluruz bunu düşünmek gerek. Belki bu satırları okuyan arkadaşlar bana kızabilir ama olaya gerçekçi bakmak gerekirse vaziyet bu (romantik olmak artık para etmiyor be dostlar).

Artık futbolu uçsuz bucaksız bir pazar olarak düşünürsek, futbolun içinde olan her şeyi en etkin biçimde kullanmamız gerek. Bu saatten sonra kulübümüze nasıl daha fazla katkı sağlarız, rakiplerimizin nasıl bir adım önüne geçeriz, kulübümüze nasıl daha fazla kar sağlarız bunu düşünmek gerek.