16 Mart 2012 Cuma

Problem?

21 Kasım 2010 Pazar

Karaktersiz futbol! Anlamayan anlar...

Eskişehir Atatürk çimleri senelerce böyle karaktersiz top oynandığını görmemiştir. Süper Lig'e yükseldiğimiz yıl bile en azından ligde kalma amacıyla karakterli bir futbol sergiliyordu takımımız. Şimdiyse... içler acısı bir futbol oynuyoruz. Takımda futbolu bilen futbolcu yok değil aslında, ondan değil karaktersiz oyun, tek sebebi takım, altyapı, futbolcu yönetmesini bilemeyen, çabalayan, uğraşan ama beceremeyen idareciler. Sene başında yapılan 3-5 transfer ile hedefleri bir anda ilk 4'e taşıyan yönetim, ancak ve ancak hayalperest olmakla suçlanabilir. Peki bunları duyup da uyutulan taraftara ne demeli! Bir karaktersizlik daha varsa burada da var. Kendini ateşe atıp, eleştiriyi sakınmayan 3-5 kişiden başka kim vardı sene başında Avrupa hedefi olmayan?

Futbol mantalitesi daha oluşmayan, senelerce oluşmayan adama 2,5 milyon lira verip almakla transfer yaptığını sanan idarecilerle, geçen seneki şanslı maçlarla kendini ilk 7 ye sokan takımı sanki kendi yaratmış havalarıyla oynatmaya çalışan BJK'lı bir TD ile, kendini Türkiye'nin en iyi (kime göre!) taraftarı sayan bir topluluğa sahip olan takımın şu anki durumuna bakın, sadece bakın ve durun. Sadece bakın, neler olduğunu anlamaya çalışın. Anlamayan anlar. Ben anlayamayana anladı derim, anladım diyenleri de anlamam.

Takımın başına getirdiğin adam tirübünde. Peki bu adam tirübünde diye niye biz her maça 11 kişi defansif anlayışla çıkıyoruz? Karaktersiz futbol oynuyorsa bu takım, kimin oynattığına bakacaksın. Karakteri olmayanlar, sahada karakter sergileyemez ki! Balık baştan kokar...

Sahaya sürülen oyuncuların kaç tanesi geçen sene oynuyordu bir bakın Allah aşkına. Neredeyse hepsi de oynuyordu. Ne oldu bu takıma diyen bir sürü taraftar arkadaşımız var forumumuzda. İnanın bir şey olduğu yok! Adamlar yine oynuyor da oynatmıyorlar işte. İstek var mı? Var. Ama, karakter yok hocam, oyuncuyu oynatmak için bir oyun karakterin yok! Kondisyon YOK, Fizyoterapi YOK, TD YOK, İdman EKSİK!

17 Eylül 2010 Cuma

Dibini Görmek


Çok zaman oldu yazmayalı bloga. Ama Manisaspor'un Trabzonspor'u yenmesiyle ligin dibini görmüş olmamız beni tekrar harekete geçirdi. Belki şu anda ben bu yazıyı yazmaya çalışırken birileri "eğlenceli gece hayatlarına" devam ediyordur.

Bu sezonun başında geçen sezona göre çok daha iyi bir takım kurduğumuzu düşünüyordum. Defans hattı haricinde tüm bölgelere güvenim tamdı. Avrupa kupalarına oynayacak bir takım kurduk diye düşünüyordum.

İlk 2 maçta kaybettiğimiz puanlar şanssızlıktı diyor, konuyu geçiştiriyorum. Ama sonraki 2 maç tam bir hayal kırıklığı oldu bizim için. Çünkü takım gerçekten oynamadı Galatasaray ve Bursa maçlarında. Önceki sezonlarda hep zorluk çıkardığımız bu takımlara kolayca boyun eğiverdik. Rıza Hoca ile bazı futbolcular arasında bir şeyler var sanki. Hocanın bazı seçimlerini gerçekten anlamakta güçlük çekmeye başladım. Sahaya yüreğini koymayan çıkmasın diyoruz, bir sonraki hafta yine 11'de hem de daha kötü dökülüyor. Bunu taraftar görebiliyorsa hoca da görüyordur kanımca. Görüyorsa rotasyonu da hemen yapmalı. Jaycee ile olmuyor. Israr neden? Neden Adem'e şans verilmiyor? Pele dışında aldığımız yeni yabancılar nerede? Neden hazır değiller? Hazırlar da aceleye getirilip yanlış seçilmiş adamlar oldukları için mi oynatılmıyorlar?

Süper lige çıktığımız sezon da geçen sezon da savaşçı bir takımdık. Şimdi takımız bile diyemiyorum. Sezon başından beri olanlar futbol dışında neredeyse her şeyle gündeme gelmemize neden oldu.

Futbol bir yana, bu ligde sonuncu da olsa, 2.lige, adı konmamış 3. lige de düşse renklere aşkımız artarak devam eder. Ama kanser olursam ne sigaradan, ne stresten ne de gdo dan, bu takımdan bilin dostlar.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

O anlar bizimdir

Bu sene GB maıyla merhaba diyoruz Süper Lig'e. O anlar'dan biri daha geliyor bizim için. Geçen sene de yaptığımız gibi yine O anlar yazımızı paylaşıp, tüm dileklerimizi sezon sonunda O an'ı beraber yaşamak...

Hayatımızda O anlar o kadar fazla ki, bazılarının değerini anlamak zor, anlayınca da yaşamak o kadar değerli oluyor. Bugün binlerce Eskişehirli'nin, Eskişehirsporlu'nun hissettikleri O an'da aynı duygular olacak...

Yıllar önce Atatürk Stadı'na girmek için yollar arayan, stadın demir parmaklıklarının arkasından içeriyi görmeye çalışan o çocukların bugün, bir kısmı sezonun ilk maçına deplasman otobüsüyle gitmenin gururunu yaşarken, diğerleri de radyo başında hayattan kopuk bir 90 dakika yaşayacaklar. O anlar onlar için o kadar değerli olacak ki, her kalbin heycanı sanki tek yürekmiş gibi Eskişehir'de hissedilecek.


Bunlar geçen sezon Eskişehirspor'un 12 yıllık hasretini giderdiği sezonun ilk maçı öncesinde duygurlarımıza tercüman olan sözlerimizdi. Aradan 1 sezon geçti, Esesimiz Süper Lig'e tutundu, ama biz Eskişehirsporlu'lar, O anlar'ın değerini bilen büyük taraftarlar, heyecanımızı kaybetmeden geldik bugüne de, hatta hiç olmadığı kadar umut dolu olarak.

Umut doluyuz, sadece sezon sonunda puan tablosundaki konumumuz değil bizim umudumuz, biz gerçek Eskişehirspor ruhunun yavaş yavaş geri döndüğünü hissetmenin heyecanı içindeyiz. İlk yıllarımızda şampiyonluğun ne demek olduğunu bile bilmeyen, oynadıkları oyundan zevk alan ve tüm Türkiye'ye bu zevki tattıran ama şampiyonluğu son haftada kaçıran bir takım ruhunun geri döndüğünü görmektir bizim umudumuz. İnanıyoruz ki Eskişehirspor için başarıdan geçen yol da bu yoldur.
Bugünü görmek için çok çalıştık, çimsiz sahalardan, tribünsüz stadlardan geçtik, türlü söylentilere göğüs gerdik, çoğu takımın yaşamadığı şeyleri yaşadık. Evet yaşananlar hep tecrübe oldu, O anlar'ın değerini arttırdı, aynı bir insanın yaşamı gibi.

Bugün 09.08.2009, saat 21.00'da O an'ın heyecanını hep birlikte, tek yürekte paylaşacağız yine... Kimsenin karışamadığı o duyguyu yaşamanın gururuyla, yeni sezonumuzun camiamıza hayırlı olmasını diliyorum.

12 Ağustos 2010 Perşembe

ETB nasıl olur?

Güzel olur... Yeter ki, gerçekten tek ses olmasını bilebilsin...

Kuruluşundan 45 yıl geçmiş bu takımın. Anadolu'da, hatta Türkiye'de ilk düzenli taraftar oluşumunu sağlamış, deplasman kültürünü Türk futboluna sokmuş, bir açıdan güzel de yapmış ama her nedense bir türlü bu birliği sürekliliğe çevirememiş ve bayrağı İstanbul'a teslim edip kendi kabuğuna çekilmiş...

Yılların yaşlandırdığı takımla yaşlanan bir taraftar topluluğu olmamış bu takımın. Olanı yok edip yenileri kurma çabasıyla geçmiş işte zaman... Fazla değil daha 3-4 yıl öncesine daynanan oluşmlarla 45 yıllık bir mazinin temsili var bu ülkede. Kime sorsan hangi oluşumda olduğunu kendi de bilmiyor. 3-5 tane isim sayıp, bir şeyleri kabullendiğini sanıyor. Halbuki, sen kendini teslim ettiğin kadar, tribünde de seni temsil eden bir taraftar oluşumunun olması gerekliliğinin farkında değil bu taraftar. Farkına varan da kendini öne çıkarma çabasıyla yeni uydurmalarla, daha da işleri komplike etme derdinde.

ETB yani Eskişehirspor Taraftarlar Birliği girişimi, 30 civarında irili ufaklı taraftar oluşumlarının tek sesi olma çabası içinde. Olup olamayacağı tartışılır ama şu anki haliyle dertlere deva olacak bir düşünce yapısına ve girişime sahip değil. Nasıl ki, bu oluşumlar hala içten yönetilmeye devam edilecekse, ETB tarafından alınan kararlar da o kadar yüzeysel kalmaya devam edecektir.

Bu durum hiç te takım için tek ses taraftar oluşumuna benzemiyor. Hani bir mantık vardır, olursa olur olmazsa canın sağolsun, işte bu mantıkla hareketin başlanmadığının kanıtlanması için şimdi sözel ve yazısal olarak yapılan açıklamaların, uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle büyük bir takım olma yolunda yapılmaması gerekenleri yapan bazı küçük oluşumların önüne geçilmesi anlamında yapılan açıklamaları biz de canı gönülden destekliyoruz ve gerçekten bunun uygulanmasını istiyoruz.

Ayrıca en başta sorulması gereken soruya yazımın en sonunda cevap vereceğim. Bu kadar çok oluşumun mevcut olması normal mi, faydalı mı? sorusuna sadece normal de faydalı da değil! diyeceğim ve yorumu size bırakacağım. Enteresan...

18 Mayıs 2010 Salı

Bu sene şampiyon...

ANADOLU'dan...

TEBRİKLER BURSASPOR!!!

27 Nisan 2010 Salı

Fark var!

Ceza'nın son dönemde en sevilen şarkılarından biri 'fark var'. Ben de Bursaspor ile aramızda var olan farkın ne olduğunu düşünerek yazdım bu yazıyı.

Bursaspor şampiyonluğa oynuyor, Eskişehirspor son dönemde beklenmedik şekilde kaybedilen maçlarla Avrupa kapısını aralamaktan giderek uzaklaşıyor.

Takımların bütçelerine baktığımızda Bursaspor'un Eskişehirspor'a göre çok az bir farkla önde olduğunu görmekteyiz.

Bursaspor 26 oyuncusuyla 25 milyon avro ederken, Eskişehirspor 30 oyuncusuyla 25 milyon avro ediyor. Tabi bir sonraki sezon Bursaspor'un mevcut futbolcularıyla kalsa dahi değerini bir hayli artıracağı açıktır.

2009 - 2010 sezonunda oynanan maçlara baktığımızda 31. hafta itibarıyla aradaki 15 puanlık farkın, deplasmanda oynanan maçlarda Bursaspor'un 14 puan daha fazla toplamasının bir sonucu olarak görebiliriz. İki takımda evinde taraftarının da desteğiyle yenilmez bir takım halindeyken, deplasman Eskişehirspor, Bursaspor'un yanına bile yaklaşamıyor.

Gelecek sezon, bu sezona göre daha başarılı olmak istiyorsak, sonuca daha çok etki edecek ve bunun yanında ligimizi tanıyan oyuncular transfer edilmesi gerekiyor.

Deplasman sorununu da çözdüğümüzde Anadolu'nun gerçek yıldızı parlayacaktır.

18 Nisan 2010 Pazar

Maç sonu notları #18.04.10

4 isim hakkında konuşmak yeterli bu maç için. Fahri, Sezgin, Aydın ve Sezer. Stadda değildik malesef ama ekran başında neyin ne olduğunu gördük. Sezgin gibi bir futbolcunun 2 yıldır Süper Lig'de forma buluyor olması, bizim ne kadar da mütevazi bir kadromuz olduğunu gösteriyor. Bunu her defasında söylüyoruz, bu kadroyla buralar bile çok iyi yerler. Ankaragücü sezon başından beri şu kadroyla ve yerli hocayla gelmiş olsaydı, emin olun biz değil onlar zorluyor olurdu Avrupa'yı. Kadro kalitesinin Ankaragücü ile bu kadar fark yarattığını da kabul etmek lazım. Kadro derinliği olmayan ve kalitesi düşük bir takımımız var. Ümit ile, Sezer ile, Ivesa'nın ekstra performansları ile kalite sınırımızı zorluyoruz. O da ancak bazı maçlarda -mesela GS maçı- taraftarın desteği, Rıza Hoca'nın doğru taktik stratejisi ile oyuncu seçimi ve maneviyat gücüyle ortaya çıkıyor.

Şimdi gelelim maça; Sezgin'e daha da bir şey demiyorum, Rıza Hoca artık bu sezonu Sezgin ile kapatmamalı. Hedeften uzaklaşan bir takımın Sezgin ile devam etmeye ihtiyacı yok. Aydın gibi bir kiralık futbolcuyu da sırf değişiklik yapmak için sahaya sürmemeli. 90 dakika oynayacak adamlarımız var yedekte; Adem Sarı, Erkan Zengin gibi. Fahri Tatan ise özellikle böyle maçlarda tamamen risk demek. Rıza Hoca'yı ilk kez böyle bir risk aldığını gördüm ama tutmadı Hocam işte! Bu takım koşarak, hırslanarak kazanıyor. Mücadele ile bir yerlere geliyor. Tekniği ne kadar iyi olursa olsun, koşmayan, mücadele etmeyen bir adamın bu takımda yeri yok malesef. Sezar'ın hakkını da Sezer'e vermek lazım. Sezer nasıl tekniğe, mücadeleyi katıyorsa, Fahri de katacak ki bu takımda oynayacak! Ama açık konuşalım bu takımla, bu taktikle Sezer bile körelir...

11 Nisan 2010 Pazar

R.I.P.



Alper Balaban, geçen sezon Eskişehirspor forması giymişti. Geçen hafta Almanya'daki bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Ruhu şad olsun..

KAPAK



Eskişehirspor Resmi Dergisi son zamanlarda güzel işler çıkarıyordu, ancak son sayıda (19) kapak olan haber ile adeta acı bir gerçeği gün yüzüne çıkartmıştır : Eskişehirspor üzerinden siyasi rant sağlamaya çalışanlar bitmemiş. Vay efendim pek muhterem Bakan Cemil Çiçek, kulüp yöneticilerinden Güvensoy'u ziyaret etmiş, forma hediye edilmiş, vs... Haberin içeriğinin hiç bir önemi yok. Kendileri çalmış, kendileri oynamış.

Ligin 2. yarısı itibariyle 11 maçta 23 puan toplayan takımın oyuncuları veya teknik heyetine yer verilmezken şehre herhangi bir ziyaret gerçekleştirmiş Bakan'a sanki yıllardır gönülden Eskişehirsporlu bir devlet adamına vefa gösterirmişçesine kapakta yer verilmesine ne gönlüm ne de gözüm razı olmuyor!

Derginin 7. sayısını protesto etmeye davet ettiğimizde* ihanetle suçlandığımız günleri düşününce bu ay yapılan kapak aslında o kadar da şaşırtmıyor beni. Forum sitelerinde herkesin destek verdiği protesto organizasyonlarına (geçen sezon yapılan TFF ve daha önceki sezonlarda yapılan Gültekin Güvensoy protestosu) sadece 30-40 kişi gitmesinin yanı süre, gidenleri uyaranların olduğunu düşünürsek şaşırmıyorum..


7. sayının kapağında Unakıtan (sol altta)


Masaya yumruğu vaktinde vurmayınca bunların olması normal.. "Beni öldürmeyen, güçlendirir" diye bir söz var, tam da bu durum için söylenmiş sanki... Vakti zamanında birlik olup "bizim siyasetle ve/veya üzerimizden prim yapmaya çalışan kişilerle işimiz olmaz" diyemediğimiz gibi sessiz kalarak kabullendik bu durumu..


Şimdi istediğimiz kadar ağlayalım, neye yarar! KAPAK olsun hepimize..