18 Mayıs 2010 Salı

Bu sene şampiyon...

ANADOLU'dan...

TEBRİKLER BURSASPOR!!!

27 Nisan 2010 Salı

Fark var!

Ceza'nın son dönemde en sevilen şarkılarından biri 'fark var'. Ben de Bursaspor ile aramızda var olan farkın ne olduğunu düşünerek yazdım bu yazıyı.

Bursaspor şampiyonluğa oynuyor, Eskişehirspor son dönemde beklenmedik şekilde kaybedilen maçlarla Avrupa kapısını aralamaktan giderek uzaklaşıyor.

Takımların bütçelerine baktığımızda Bursaspor'un Eskişehirspor'a göre çok az bir farkla önde olduğunu görmekteyiz.

Bursaspor 26 oyuncusuyla 25 milyon avro ederken, Eskişehirspor 30 oyuncusuyla 25 milyon avro ediyor. Tabi bir sonraki sezon Bursaspor'un mevcut futbolcularıyla kalsa dahi değerini bir hayli artıracağı açıktır.

2009 - 2010 sezonunda oynanan maçlara baktığımızda 31. hafta itibarıyla aradaki 15 puanlık farkın, deplasmanda oynanan maçlarda Bursaspor'un 14 puan daha fazla toplamasının bir sonucu olarak görebiliriz. İki takımda evinde taraftarının da desteğiyle yenilmez bir takım halindeyken, deplasman Eskişehirspor, Bursaspor'un yanına bile yaklaşamıyor.

Gelecek sezon, bu sezona göre daha başarılı olmak istiyorsak, sonuca daha çok etki edecek ve bunun yanında ligimizi tanıyan oyuncular transfer edilmesi gerekiyor.

Deplasman sorununu da çözdüğümüzde Anadolu'nun gerçek yıldızı parlayacaktır.

18 Nisan 2010 Pazar

Maç sonu notları #18.04.10

4 isim hakkında konuşmak yeterli bu maç için. Fahri, Sezgin, Aydın ve Sezer. Stadda değildik malesef ama ekran başında neyin ne olduğunu gördük. Sezgin gibi bir futbolcunun 2 yıldır Süper Lig'de forma buluyor olması, bizim ne kadar da mütevazi bir kadromuz olduğunu gösteriyor. Bunu her defasında söylüyoruz, bu kadroyla buralar bile çok iyi yerler. Ankaragücü sezon başından beri şu kadroyla ve yerli hocayla gelmiş olsaydı, emin olun biz değil onlar zorluyor olurdu Avrupa'yı. Kadro kalitesinin Ankaragücü ile bu kadar fark yarattığını da kabul etmek lazım. Kadro derinliği olmayan ve kalitesi düşük bir takımımız var. Ümit ile, Sezer ile, Ivesa'nın ekstra performansları ile kalite sınırımızı zorluyoruz. O da ancak bazı maçlarda -mesela GS maçı- taraftarın desteği, Rıza Hoca'nın doğru taktik stratejisi ile oyuncu seçimi ve maneviyat gücüyle ortaya çıkıyor.

Şimdi gelelim maça; Sezgin'e daha da bir şey demiyorum, Rıza Hoca artık bu sezonu Sezgin ile kapatmamalı. Hedeften uzaklaşan bir takımın Sezgin ile devam etmeye ihtiyacı yok. Aydın gibi bir kiralık futbolcuyu da sırf değişiklik yapmak için sahaya sürmemeli. 90 dakika oynayacak adamlarımız var yedekte; Adem Sarı, Erkan Zengin gibi. Fahri Tatan ise özellikle böyle maçlarda tamamen risk demek. Rıza Hoca'yı ilk kez böyle bir risk aldığını gördüm ama tutmadı Hocam işte! Bu takım koşarak, hırslanarak kazanıyor. Mücadele ile bir yerlere geliyor. Tekniği ne kadar iyi olursa olsun, koşmayan, mücadele etmeyen bir adamın bu takımda yeri yok malesef. Sezar'ın hakkını da Sezer'e vermek lazım. Sezer nasıl tekniğe, mücadeleyi katıyorsa, Fahri de katacak ki bu takımda oynayacak! Ama açık konuşalım bu takımla, bu taktikle Sezer bile körelir...

11 Nisan 2010 Pazar

R.I.P.



Alper Balaban, geçen sezon Eskişehirspor forması giymişti. Geçen hafta Almanya'daki bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Ruhu şad olsun..

KAPAK



Eskişehirspor Resmi Dergisi son zamanlarda güzel işler çıkarıyordu, ancak son sayıda (19) kapak olan haber ile adeta acı bir gerçeği gün yüzüne çıkartmıştır : Eskişehirspor üzerinden siyasi rant sağlamaya çalışanlar bitmemiş. Vay efendim pek muhterem Bakan Cemil Çiçek, kulüp yöneticilerinden Güvensoy'u ziyaret etmiş, forma hediye edilmiş, vs... Haberin içeriğinin hiç bir önemi yok. Kendileri çalmış, kendileri oynamış.

Ligin 2. yarısı itibariyle 11 maçta 23 puan toplayan takımın oyuncuları veya teknik heyetine yer verilmezken şehre herhangi bir ziyaret gerçekleştirmiş Bakan'a sanki yıllardır gönülden Eskişehirsporlu bir devlet adamına vefa gösterirmişçesine kapakta yer verilmesine ne gönlüm ne de gözüm razı olmuyor!

Derginin 7. sayısını protesto etmeye davet ettiğimizde* ihanetle suçlandığımız günleri düşününce bu ay yapılan kapak aslında o kadar da şaşırtmıyor beni. Forum sitelerinde herkesin destek verdiği protesto organizasyonlarına (geçen sezon yapılan TFF ve daha önceki sezonlarda yapılan Gültekin Güvensoy protestosu) sadece 30-40 kişi gitmesinin yanı süre, gidenleri uyaranların olduğunu düşünürsek şaşırmıyorum..


7. sayının kapağında Unakıtan (sol altta)


Masaya yumruğu vaktinde vurmayınca bunların olması normal.. "Beni öldürmeyen, güçlendirir" diye bir söz var, tam da bu durum için söylenmiş sanki... Vakti zamanında birlik olup "bizim siyasetle ve/veya üzerimizden prim yapmaya çalışan kişilerle işimiz olmaz" diyemediğimiz gibi sessiz kalarak kabullendik bu durumu..


Şimdi istediğimiz kadar ağlayalım, neye yarar! KAPAK olsun hepimize..




1 Nisan 2010 Perşembe

Tarihtir Bizi Bağlayan



Eskişehirspor - Kasımpaşa kardeşliğini bilmeyen kalmadı. Ancak, detaylarını bilmeyenler ister istemez soruyor "nereden çıktı bu kardeşlik" diye... Eskişehirspor Resmi Sitesi'nde bu soruya verilecek cevaplardan birine ışık tutmuş Menejerimiz Sn. Kerem Atılmaz. Buyrun...


İLK MAÇ

İlk maç 5 Eylül 1965 günü Eskişehir Atatürk stadında Kasımpaşa ile oynanmıştır. Maç öncesi Başkan Aziz Bolel’in konuşması şöyledir.

“Çok kıymetli Eskişehirsporlular ve sporsever hemşehrilerim. Önce aramızda bulunan kıymetli misafirlerimiz Kasımpaşa kulübü idareci ve futbolcularına sizler adına ve kulübümüz adına hoş geldiniz der, kendilerini hürmetle selamlarım.

Bugün burada Atatürk Stadında Eskişehir’in spor tarihinde ilk defa oynayacak olan Milli Lig maçı, yine Eskişehir’in öz evlatlarından kurulu, Eskişehir’in adını ve bayrağını taşıyan Eskişehirspor’un maçı olarak seyretmenin zevk ve heyecanı içinde bulunuyorsunuz. Bu tarihi günün ilk sayfalarına şanla, zaferle başlamak için elimizden gelen gayreti esirgemedik. Eskişehirspor için kasmın kapısı herzaman ardına kadar açıktır. Parti, meslek ve düşünce ayrımları olmadan aynı nam altında ve aynı gaye ile hep birlikte Eskişehirspor’un zaferi için dua edelim. YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR”



Bu maç Eskişehirspor’un 2-0 galibiyeti ile sona ermiştir.
1965-66 sezonunda İkinci Lig deki ilk resmî maçında Eskişehirspor Kasımpaşa yla karşılaşıyor.
Eskişehirspor un ilk golünü Fethi Heper atıyor.


kaynak : http://www.eskisehirspor.org/1965_tarihce.asp


30 Mart 2010 Salı

Bir Aşk-ı şehir hikayesi

27 Mart günü kaybedilen bir maçtan fazlası vardı İnönü'de.. Hiç bir Eskişehirspor taraftarı hislerini kaleme dökemezdi bir çırpıda... Tam da "işte bu sefer oldu, yürüyoruz tünelin sonundaki ışığa" derken üzerine gittiğimiz ışık bize çarptı ve bilinç kaybı yaşadık kısa süreli...

İşbu bilinç kaybının yaşandığı esnada kendime gelmem, maç öncesi karşılaşıp görüştüğüm bir dostu maç öncesi - maç - maç sonrası atmosferini yaşamak üzere Beşiktaş deplasmanına davet etmemle gerçekleşti..

Futbola tarafsız bakabilen, ömrü hayatında bir kez olsun Eskişehir'de bulunmamış bu arkadaşım hislerini karalamış bir kağıda.. Sözü daha fazla uzatmadan Göksenin'e bırakıyorum.. Buyrun siz değerlendirin:




Sakin başlamıştı cumartesi,güzel hissettiği belliydi buram buram bahar salmıştı üstümüze çünkü.Bir amaç uğrunda toplanıyordu herkes etrafındaki güzelliklere aldırmadan. İstiklalse dalgındı çünkü üstünde yabancılar geziniyordu. Lakin bu yabancılar umut ve sevgiyle yoğurulmuştu. Aşkın şehrinden bir dava peşinde kendilerini Asmalımescitin serin koridorlarına atmak için adımlarını hızlandırıyorlardı. Sırtlarında masum bir kırmızı, beni bu beraberliğe,vefaya,ölümsüz sevgiye çağırıyorlardı. Bilinçaltında özenle sakladığım güzel değerlere aidiyet duygusu bilincimden çıkıp bir heyecana dönüştü. Kendimi eski bir dostun yanına doğru giderken buldum. Dostum bu aşkın kalbinde yaşayan şirin'nin ferhatıydı adeta. Çekik gözleri aidiyetinin somut bir sembolü olarak neşe dağıtıyordu. Her takımın taraftarına örnek olacak bir kudretle tutunuyordu takımına. Kendimi nihayet taraftar topluluğunun göbeğinde bulduğumda, evini bulmuş bir evsiz gibi mutlulukla dostuma sarıldım. Etrafımda bir sevgi yumağı ve içtenlik söz konusuydu. Bu yarattıkları bir şaheserdi. Sinerjileri sonsuzluk yolunda kaybolmaya hazır cinstendi. Bu yumruk tünelden kalkıp inönüde inmeye hazırdı. Bir yumruk;lütfen hafife almayın, bir yumruk dünyayı fethetmeye hazır sarhoş vikingler gibi ölüme hazır, kadınlarını Odin tanrısına emanet edip yollara düşmek için sabırsız. Bu yumruk 300 spartalı kahraman gibi istiklalden kabataşa ölüm yürüyüşündeler. Birbirlerine kardeşten öteler.

Arena'ya geldik sanki. Bize güç gösterisinde bulunma cürretini gösterdiler. Sustuk.. Değerleri vardı parıl parıl parıldayan, ölümsüz değerler bu toplulukta. Bizi tıktıkları kafeste tek bir ses olduk yeri göğü parçalayan. Sempatik Eses naraları kulağımda,gitmiş değiller. Herkes anlamamış gibi baktı. Delilik söz konusu.. Maça girmeyeceğim hiç. Neden mi dersiniz ? Yenilip yenmek bir detay Kırmızı Şimşekler'e. Yani BİZE, benim Eskişehirsporum'a. onların sürdürdüğü bir geleneğe sıkıca tutunmaktı, 70lerin fırtınasıydı nede olsa ESES.

Ben Göksenin Yıldırım artık sonsuzluğa kadar sürecek bir bağ kurdum bu güzel klüple. Şampiyonluk dolu dolu yakışır bize...





Göksenin kardeşim sayesinde neden Eskişehirsporlu olduğumu bir kez daha hatırladım.. Teşekkürler!

29 Mart 2010 Pazartesi

A-Rıza!


Fanatik gazetesinin 'istatistiksel' haberinde;

"Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay yine kazanamadı... Beşiktaş'a karşı 5. farklı takımda 11. sınavını veren Çalımbay, 8. yenilgisini aldı. Tecrübeli hocanın, futbolcu ve teknik direktör olarak görev aldığı Siyah-Beyazlılar’a karşı 3 de beraberliği bulunuyor."

diye yazılmış. Demek ki; Rıza Çalımbay sadece Eskişehirspor'dayken değil, Beşiktaş dışında çalıştığı tüm takımlarda, Beşiktaş'a karşı oynarken a-Rıza yapıyormuş. Eh, bu hiç dikkatimi çekmemişti açıkçası. Öğrendim de içim rahatladı, hatta ferahladı.

28 Mart 2010 Pazar

Kaderin Bitmek Bilmeyen Oyunu...




2. dakikada öne geçip akabinde farkı 2 yapan, sonrasında sayısız pozisyon harcayan ve gol yedikçe çözülen bir takım vardı Beşiktaş karşısında sahada. Ama burada dikkatimi çeken şey Türk futbolunu tekerrürlerin yönetmesidir. Eskişehirspor içerde dışarda Galatasaray'ı rahatlıkla geçerken Beşiktaş'a her durumda yenilmesi, Fenerbahçe'nin evinde Galatasaray'a yıllarca yenilmezken, kupayı nesillerdir alamıyor oluşu.. uzar gider böyle...

ama Eskişehirspor`un tarih tekerrürü Beşiktaş'a yenilmesi değil başarıya son adımlara kadar yaklaşıp acı verici bir şekilde kaybetmesi bana kalırsa. Tıpkı 1970li yıllarda 2 defa son haftalarda kaçırdığımız şampiyonluklar, ikinci olunca üzüldüğümüz zamanlardaki gibi.. Sözün bittiği yerlerden biri..

Acı ama gerçek : tarih tekerrürden ibarettir..

27 Mart 2010 Cumartesi

Kendine Bilet Aldırtmak

Yıllarca ağırladım bu şehirde arkadaşlarımı. Maç öncesi İstanbul turu, ardından abur cubur ve sonrasında vuslata ermek. Sevgiliyi bayraklarla, kartonlarla karşılamak. Bazen güneşli bir günde, bazen yağmurda, bazen de fırtınada birlikte sesi kısılana kadar bağırmak. Sonrasında sadece güvercinler ve robocopların kaldığı sessiz stadı 2 saat daha inletmek.

O günlerde hep ararlardı beni bilet aldırtmak için. Gurur duyardım kendimle dostlarıma bu sevda için yardım ve yataklık etmekten. Fakat gururun yanında sıla özlemi ile yanıp tutuşurdu bu gönül. Ne zaman gelecekti o büyük gece. Ne zaman dönecektim memleketime.

Birden bir fırsat doğdu ve değerlendirdim hemen. Artık sevgiliye kavuşmuştum. Eskişehir'in büyüsünü yaşarken kombinemi her maçta kullanabiliyordum.

Aradan 6 ay geçti. Dün Beşiktaş-ESES maçına gelmeye son anda karar vermek zorunda kaldığımdan biletin bitmesi korkusuyla hemen sarıldım telefona. Kendime bilet aldırtıyordum ilk kez İstanbul'dan. Ne kadar da zor oldu benim için bir bilseniz, yıllardır ev sahibi olduğum yerde ağırlanacak olmak. (Güzel olmuyor da değilmiş hani. Bir telefonla biletin hazır. Satış noktasına gitmek, sıra beklemek vb. yok :))

ESES'e aşık olmamı sağlayan sadece kendisi değilmiş meğerse. Benim içimde bir miktar da sevgiliyi uzaktan sevmenin hazzını yaşamamı sağlayan EStanbul duygusu da varmış. Özleyeceğim kendisini galiba.

Uzaktan aşk bir başka oluyor...